The Perks of Being a Wallflower Hakkında
Stephen Chbosky'nin hem yönetmenliğini üstlendiği hem de senaryosunu yazdığı 2012 yapımı The Perks of Being a Wallflower, gençlik dram türünün modern ve dokunaklı bir klasiği haline gelmiştir. Film, utangaç, içine kapanık ve geçmişinde travmalar taşıyan Charlie'nin lise birinci sınıfa başlamasıyla şekillenen hikayesini anlatır. Yalnız ve kaybolmuş hissederken, karizmatik üvey kardeş Sam (Emma Watson) ve onun üvey kardeşi, açık sözlü Patrick (Ezra Miller) ile tanışması hayatında bir dönüm noktası olur. Bu ikili, Charlie'yi kanatlarının altına alarak onu sosyal çevrelerine dahil eder ve 'duvar kenarındaki çiçek' olmaktan çıkıp hayatı deneyimlemeye başlamasını sağlarlar.
Logan Lerman'ın Charlie rolündeki performansı, karakterin naifliğini, zekasını ve içsel acısını inanılmaz bir incelikle yansıtır. Emma Watson, Sam karakteriyle zarafet ve kırılganlığı mükemmel bir dengeye oturturken, Ezra Miller'ın Patrick portresi, neşeli dış görünüşün altındaki derin duyguları gözler önüne serer. Oyuncu kadrosunun kimyası filmin en büyük güçlerinden biridir.
Film, ergenliğin evrensel temalarını -arkadaşlık, ilk aşk, kimlik arayışı, kayıp ve aidiyet- derinlemesine ve samimi bir şekilde işler. Sadece bir 'lise filmi' olmanın ötesine geçerek, seyirciyi karakterlerin iç dünyalarına götürür. Müzik seçimleri de filmin ruhunu tamamlayan önemli bir unsurdur. The Perks of Being a Wallflower, izleyiciye hem hüzünlendiren hem de umut veren, son derece gerçekçi ve kalpten bir deneyim sunar. Hayatın bazen acı verici, bazen de 'sonsuzluk gibi' hissedilen o mükemmel anlarla dolu olduğunu hatırlatan bu filmi izlemek, her yaştan seyirci için değerli bir deneyim olacaktır.
Logan Lerman'ın Charlie rolündeki performansı, karakterin naifliğini, zekasını ve içsel acısını inanılmaz bir incelikle yansıtır. Emma Watson, Sam karakteriyle zarafet ve kırılganlığı mükemmel bir dengeye oturturken, Ezra Miller'ın Patrick portresi, neşeli dış görünüşün altındaki derin duyguları gözler önüne serer. Oyuncu kadrosunun kimyası filmin en büyük güçlerinden biridir.
Film, ergenliğin evrensel temalarını -arkadaşlık, ilk aşk, kimlik arayışı, kayıp ve aidiyet- derinlemesine ve samimi bir şekilde işler. Sadece bir 'lise filmi' olmanın ötesine geçerek, seyirciyi karakterlerin iç dünyalarına götürür. Müzik seçimleri de filmin ruhunu tamamlayan önemli bir unsurdur. The Perks of Being a Wallflower, izleyiciye hem hüzünlendiren hem de umut veren, son derece gerçekçi ve kalpten bir deneyim sunar. Hayatın bazen acı verici, bazen de 'sonsuzluk gibi' hissedilen o mükemmel anlarla dolu olduğunu hatırlatan bu filmi izlemek, her yaştan seyirci için değerli bir deneyim olacaktır.


















